Ülkemizde şeker ve şekerli mamuller denildiğinde ilk aklımıza gelen ürünler, geleneksel üretimimiz olan lokum, tahin, helva ve akide şekeri olmaktadır. Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra, 1926 yılında Uşak’ta açılan ilk pancar şekeri fabrikası ile birlikte lokum, helva gibi ürünlerin üretiminde yavaş da olsa artış yaşanmaya başlamıştır. Bu artış ülkemizde açılan diğer şeker fabrikaları ile devam etmiş, buna paralel olarak geleneksel şekerleme ürünleri üretimi yapan atölye büyüklüğündeki işletmelerin sayısı da artmıştır. Aynı dönemlerde ülkemizin ilk çikolata fabrikası da hizmete girmiş ve tüketici çikolata ile tanışmıştır. 1986 yılında Adana’da kurulan ilk nişasta bazlı şeker fabrikası ile sektörün ihtiyacı olan hammadde üretiminde çeşitlilik, aynı zamanda da bir artış yaşanmıştır. Tüm bu gelişmeler, şekerleme ve çikolata sektöründe geleneksel üretim şekillerinden, teknolojik üretime geçiş aşamasının yapı taşlarını oluşturmuştur. Günümüzde şekerleme ve çikolata sektörü, ticarette yaşanan serbestleşme sonucunda geleneksel olarak yapılan üretimin yanında, modern üretim teknolojilerinin de kullanıldığı bir sektör haline gelmiştir. Doksanlı yıllar sektörün büyük oranda ihracata yöneldiği ve bunun sonucunda geliştiği yıllar olmuştur. 1996 yılında dünya konjonktüründe meydana gelen olumsuz gelişmeler, sektörümüzde sıkıntı yaratmıştır. ŞEMAD, bu dönemde Türk gıda sektörünün en önemli üretim sanayi olan şekerleme ve çikolata sektörünün içine düştüğü sıkıntıyı aşabilmesi ve güç birliği yapılması amacıyla 1998 yılında kuruldu. Bugün şekerleme ve çikolata sektörümüzün, dünya standartlarında üretim ve ihracat yapan bir sektör olmasında derneğimizin payı büyüktür. ŞEMAD sadece kendi sektörüne yönelik çalışmalar yapmakla kalmamış, gıda sektörünün topyekün büyümesi adına, AB müktesebatına uyum sürecinde gerekli mevzuatların ve üretim kodekslerinin hazırlanması ve uygulanmasında, tarım ve özellikle şeker politikalarının belirlenmesinde etkin biçimde yer almıştır. Kendi sektörünün kalkınmasına önderlik eden ŞEMAD, Türk gıda sektörünün bir çatı altında toplanması için, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF)’nun kuruluşuna da önderlik etmiştir. Bugün sektörün TGDF ile birlikte kazandığı uluslararası deneyim ve rekabetçi yapı göz önüne alındığında, gelecek adına ne kadar isabetli bir öngörüde bulunduğumuz açıkça ortaya çıkmıştır. Burada, sektörümüzün yaşadığı iki önemli sıkıntıyı da vurgulamak yerinde olur. Birincisi hammadde temininde yaşadığımız sıkıntılardır. Şeker fabrikalarının büyük bir bölümünün devletin elinde olması ve devlet tarafından belirlenen fiyatların dünya fiyatlarının 3-4 katı olması, sonuçta pahalı üretim yapmamıza ve dünya piyasasındaki rekabetçi konumumuzu yitirmemize neden olmaktadır. Çözümün ilk adımı, şeker fabrikaları özelleştirmelerinin bir an önce yapılmasıdır. İkinci sıkıntı, kayıtdışılık ve yol açtığı haksız rekabet ortamıdır. Sektörü gıda güvenliği yönüyle de çok yakından ilgilendiren bu husus, kayıtlı, vergisini veren ve dünya standartlarında sağlıklı üretim yapan üreticimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Saygılarımla, Şemsi KOPUZ |